12
Yiğit Dündar Röportajı
-Kısaca kendinizden bahsedermisiniz?
-1987 yılında bir hekim ve bir ev hanımı ailenin çocukları olarak Konya’da dünyaya geldim.İlk, orta öğretim ve lise yıllarımı babamın görevi gereği Samsun’da yaşarak geçirdim. Liseyi bitirdikten sonra üniversite okumak için İstanbul’a geldim. 2010 yılında Yeditepe Üniversitesi Mimarlık bölümünden mezun oldum. Şimdi İstanbul’da yaşıyor ve sanat çalışmalarıma orada devam ediyorum.

-Sanatla ilgilenmeye ne zaman başladınız ?
-Doğuştan gelen yeteneğim daha ben çok küçükken kendini göstermiş. 3 yaşındayken kağıttan ve hamurdan şekiller yaparak başlamışım. Hatırladığım kadarıyla onlar benim en sevdiğim oyuncaklardı. Ailemde örnek alabileceğim birisi olmamasına karşı içimden gelen bir dürtüyle resim yapıyordum sürekli. Ailemin benim yeteneğimi gerçek anlamda keşfetmesi ise ilkokula başladığım yıllardı.

-Genel olarak sanata ve özel olarak da resme yöneliminiz nasıl oldu ?
-İlk okula başladığım yıllarda sınıfımda bir arkadaşım evinde resim dersleri alıyordu. Ben de aileme ders almak istediğimi söyledim ve o öğretmen gerçek duyarlı bir sanatçı olan Gülten Kocabaş yıllarca atölyesinde beni ağırlayıp beni sanatla tanıştıran gerçek insan oldu. Bir çok yarışmaya katılıp yurtiçinde ve yurtdışında dereceler almaya başlayıp ülkemi temsil edince çevremdeki insanların, öğretmenlerin, okul müdürlerinin dikkatini çekmeye başladım.Çok yetenekli bir çocuk diye bahsediyorlardı artık benden.Duyarlı, nazik, sessiz, kırılgan ve olgun bir çocuk olarak algılanmaya ve adımdan küçük ressam diye bahsettirmeye başlamıştım. Bunun bir oyun ya da hobi değil bir iş olduğunu anlamam ve hayatım boyunca bunu yapmak istediğimi anlamam lise yıllarına denk geldi. İlk zamanlar bu durum aile tarafından bir hayal kırıklığı yaratmadı desem yalan olur, ama olgun insanlardı ve durumu kabul ettiler. Lise yıllarında üniversite de güzel sanatlar akedemisinde okumak istediğimden hazırlanmak için yazlarımı İstanbul’da çok iyi ve usta bir ressam, sanatçı olan Mahir Güven’in yanında geçirdim.Üniversite sınavına girip güzel bir puan elde edince mimarlık okumak aile büyüklerimin de tavsiyesi ile cazip hale geldi. Fakat içimdeki resim yapma isteği ve sanat aşkı hiçbir zaman dinmedi.

-Hangi sanatçılardan etkilendiniz ?
-Ben tam bir Rönesans dönemi sanatçıları hayranıyım.Yaptılları işçilik ve gösterdikleri cesaret beni her zaman etkilemiştir. Bazen o dönemde yaşamış olsam , o dönemim öncülerinden biri olabilir miyidim acaba diye düşünüyorum. Bazı zamanlar herşeyi olduğu gibi yansıtan fotorealist sanatçılar çok ilgimi çekiyor. Bazı zamanlar da da doğrudan doğruya gerçeği olduğu gibi değil de gördüklerinin kendisinde uyandırdığı duygu ve düşünceleri esas alan empresyonist sanatçılar etkisi altında kalıyorum. Sanırım bu iki kavramın karışımı sonucu sanatım yönleniyor.

-Tekniğinizden biraz söz edermisiniz ?
-İlk resimle tanıştığım zamanlarda pastel, guaj boya, akrilik boya gibi malzemelerle kağıt üzerine çalıştım.Onları çok sevdiğimi biliyordum ta ki yağlıboya ile tanışana kadar. Kokusu, dokusu, tual üzerinde bıraktığı iz, geç kuruyuşu…Başka hiçbir malzemede hissetmediğim duygular uyandırıyor bana.Figüratif eserler ortaya koymayı sevdiğim için çoğu zaman modellerle çalışıyorum. Bana bu konuda yardımcı olan bir çok arkadaşım var. Doğru anatomiyi oturtmak için fotoğraflarını çekiyorum onları seller sular gibi ezberliyorum.Gerisi sadece onu tuvale aktarırken hissettiğim duyguların içerisinde kendiliğinden ortaya çıkıyor.

-Resimlerinizde biçim,kavram,malzeme ve teknik gibi tercihleriniz varmı?
Varsa neler ve ne için bunları seçiyorsunuz ?
-Çağdaş resim sanatında figürcü ve gerçekçi anlayışlar ve arayışlar arasında kişisel bir anlatım diline ulaşmaya çalıştım hep; hemen her resmimde konu olarak insanı ele alıyorum. Her zaman insanı resmetmek biçiminde olmasa bile anlattığım yine insan ve insanın iç dünyasındaki duygularıdır. Sanatımda her şey hisler ve arzular üzerine tasarlanmıştır. Amacım tutarlılık portresi çıkarmaktan çok his ve duyguların doruk noktasını yakalamaktır. Yarattığım insan bedeni formları ile, onların çevreyle olan ilişkileri aracılığıyla anlatmak istediğim doruktaki duyguları ifade etmeye çalışırım.Çünkü inanıyorum ki insan bedeninden başka hiçbir şey bu duyguları en iyi şekilde anlatamaz. Bana göre resimlerim hüzün, çoşku, sevinç, acı, heyecan ve aşk gibi hislerin insan bedeni üzerindeki oluşturduğu formlar sonucu ortaya çıkan anlam karmaşasından başka bir şey değildir.

-Çalışmalarınızda hangi kaynaklardan beslenirsiniz ?
-Hayatımın en önemli bölümlerinden bir tanesi de dans ve spor.Bunlar benim insan bedeninin limitleri olmadığı gerçeğiyle tanışmamı sağlayan ve onu daha yakından tanımama sebep olan yaşam biçimleri. Bunlardan çok fazla beslendiğimi söyleyebilirim. Kendim de hala aktif dans sporcusu olarak hayatıma devam ettiğim için, insan bedenini ayna karşınsında saatlerce gözlemleme ve limitlerimi zorlama şansım oluyor.Bu durum; insanın bütün problemlerini, kendiyle olan kavgalarını, çelişkilerini, arzularını ve bunlarla olan hikayelerini dans figürleri ile en iyi şekilde anlatmamı sağlıyor.

-Deyim sanat galerisi hakkında samimi düşünceleriniz?
-Deyim Sanat Galerisi ile henüz çok yeni tanışmış olmamıza rağmen; bugüne kadar sanata olan katkılarına bakıldığında gerek düzenlediği sergiler, gerek katıldığı fuarlarla sanat dünyasında azımsanmayacak bir yere sahip olduğunu anlayabiliyorum.Deyim Sanat Galerisi ile birbirimize çok şey katacağımıza inanıyor ve kendileriyle güzel projelerde yer almak için sabırsızlanıyorum.