12 15 13 11

Resim Sanatı

İnsanlık var olalı beri geçmişin bir kısmı karanlıktadır. Yazı bulunduktan sonra bu karanlık bir müddet sürmüştür. Bir de yazının bulunmadığı bize yazılı kaynakların kalmadığı dönemleri düşünelim. Radyoaktif sistemlerde yapılan incelemeler geçmişi bir milyar yıl öncesine haber verebiliyor. Ama o çağlara ait fosil bile yok, dört zamana bölünen tarih öncesinde insan dördüncüsünde görülüyor. İnsan kemiklerinin kaba taş devrinde aletlerin bulunduğu mağara devrinden kalma eserler küçük heykellerdir. Denilebilir ki sanat tarihi heykelle başlar. Resmin eksikliğinin duyulması otuz iki bin yıl öncesine kadar gidiyor. Önce kazıyarak sonraları yalnız siyahla ve sonunda ot ve kan gibi maddelerden elde edilen kırmızı, sarı ve yeşili kullandılar. İlk bulunan resim örnekleri İtalya'dadır. Ve modern resimle karşılaştırıldığında büyük bir benzerlik gösterir. İlkel insanın mağara hayatından kalma sanat eserleri otuz iki bin yıl sonra insanlığın ulaşabileceği en mükemmel resim ve en gerçekçi çizgi örneği aşağı yukarı aynı düzlemdedir. Örneğin Altamira'da ki duvar resimlerinin konusu o çağlarda yaşayan hayvanlar teşkil ediyordu. Yapan kişi bazı figürlerin yanına ellerini koyup etrafına kömür tozu püskürterek yapanı belirliyorlardı. Mağaralardaki resimler insanların yaşantısı doğrultusunda yaşantıyı betimleyen resimler ortaya koymuştur.


ALTAMİRA MAĞRASI

İnsanoğlu, yazmadan önce çizmeye ve boyamaya başlamıştır. Mağaralarda ve dıştaki kaya yüzeyleri üzerinde bulunan boyalı resimler ve çizgiler, insanın binlerce yıl önce fikirlerini nasıl ifade ettiğini bize oldukça iyi gösteriyor ama nasıl konuştuğu hakkında bilgi vermiyor. Bilinen bir şey varsa, Tarihöncesi resimlerin, bugünkü anlamda -yalnız kendi resimsel gerçeklerini anlatan- resimler olmadıklarıdır. Bu resimler mağara duvarlarını süslemekten öte amaçlara yönelmişlerdir. Hayatın doğaya ve doğadaki yaratıklara karşı çetin bir savaş anlamını taşıdığı çağlarda bu resimler o savaşın bir parçası ve insana olağanüstü büyüsel güç sağladığına inanılan birer araçtılar. Bunlar doğaya ve hayvanlara egemen olmanın birer sembolü, avın şanslı geçmesini sağlayan birer tılsımdırlar. Tabii olanakları sayesinde korunup günümüze gelebilmiş olmaları, bunları yapan sanatçıların hiç de böyle bir istek taşıdıklarını belirlemez. Çünkü bu sanatçılar, güçlü bir gözlem ve doğa duyarlılığının sonucu olan bu eserleri ancak belli bir büyüsel fonksiyon süreci için yapıyorlar. Sonra birinin üzerine bir başkanını daha yapıveriyorlardı. Örnek olarak Kont n bulmuş olduğu Trois Freres Mağarasını, ünlü hayvan resimlerinin ve hakkında geniş incelemeler yapılmış olan maskeli "Büyücü"nün bulunduğu mağarayı ele alalım. Bu karanlık mağaradaki yaban sığırlarının büyük bir ustalıkla çizildiğini, sığırların üstünde geyik biçimine girerek oturan büyücünün çok çarpıcı bir görünüşü olduğunu kimse yadsıyamaz. Ama keskin bir hayvan gözlemciliğine dayanan bu resimlerin yanı sıra öyle değersiz mağara resimleri de vardır ki, ne eskilikleri ne de her ilkel şeyi beğenme eğilimi, bunların başarısızlığını gizleyemez. Bu noktayı belirtmek zorundayız. Çünkü bir takım tarihçiler bütün ilkel topluluklarda insan-üstü bir "dehâ", uygar insanın yitirmiş olduğunu ileri sürdükleri bir "dehâ" olduğuna inanıyorlar. Gerçek şu ki, orta taş çağı insanları çok üstün yapıtların yanı sıra, sıradan bir takım örnekler de vermişlerdir. Üstün bir gözlemci olan Leo Frobenius şöyle diyor: "Kont Bégouen, N. Casteret ile birlikte HauteGaronnea, Montespana yakın bir mağara buldu. Bu mağaradaki geçitlerden birinin ortasında kilden yapılmış bir hayvan figürü gördü. Kabaca yapılmış, ayrıntılara dikkat edilmemiş bir figürdü bu, ama ön ayaklarını gererek çömelmiş bir hayvan olduğu belliydi. Bu hayvanın bir özelliği de kafasının kopuk oluşuydu. Tümüyle çocukların yaptıkları kardan adam gibi kaba bir işti. Ana işin kaba oluşu kafanın neden kopmuş olduğunu açıklamıyordu...

Daha sonraları resim sanatı Pirimitif, Arkaik, Mısır, Mezopotamya, Pers, Hitit, Step, Yunan, Helenistik, Roma, Bizans sanatları olarak gelişim göstermiştir. Gotik sanatıyla özellikle Masaccia ile değişimlerin başlaması ve Rönesansla artık olgunluğa ulaşması söz konusu olmuştur.


MASACCIO

Ancak hep u resimlerde konular özellikle dini konular olarak göze çarpar. Artık figürün çözümlenmesi gerçekleşmiştir. Maniyerizm de biçim bozulmalara gitmiş, özellikle El Greco'da uzayan figürler ön plana çıkmıştır. Artık günümüz sanatında yağlı boyanın ortadan kalktığı, tuval denilen sınırlayarak çerçeveye alan nesnenin yerini mahzenlere, galerilere, bahçelere gibi yerlere bıraktığı boyaların yerini bulunabilen her türlü amaca hizmet eden malzemeye bıraktığı enstelasyonların ve hepsinden önemlisi estetik bir haz alınan bir nesne olan nesnenin artık bir bilgi objesi, insanlar soru sorduran, düşündüren, onları içine alan sanat nesnesi haline gelmiş olması şaşırtıcı değildir. Aslında resmin bir tuval üzerine figürü, doğayı, çeşitli nesneleri birebir kopyasının yapılmasının gereksizliğini Xenafom, Sokrates ve platon söylemiştir. Günümüzden kaç bin yıl önce yaşayan Platon tuvalinde üzümün aynısı olan ve kuşların gerçek sanarak gagaladığı resmi yapan ressama yaptığının gereksizliğini eline bir ayna alarak üzümlerin karşısına koyarak göstermesi ve dalga geçmesi gösterilebilir. Yine Platon'a göre bu dünya taklittir. Gerçek olan idealar alemidir.


MONET

Demek ki bu yapılanlar taklidin taklididir. Bu da ne kadar doğrudur yanlıştır? Hızlanan figürsüz denemeler Platon'un görüşü ile paralellik göstermesi ilginçtir. Zaten on sekizinci yüzyıldan sonra fotoğraf makinesinin icat olması ve artık birebir taklidin gerçekleştirilebilmesi ve bunun paralelinde resimde soyuta yöneliş belki de Platon'un idealar aleminin aranması, görünenin arkasındakinin aranması olarak da düşünülebilir. Ama var olan bir şeyi yapmaktansa o nesnenin somutsallığının arkasındakini görmek ve ona doğru gitmek, çözümlemek gerekir. Tarih süresinde ne yapılırsa yapılsın bir sanat nesnesinin amacı vardır. Bu amacı genelde toplumsallığın verdiği insan üzerindeki tepkilerini aktarımı ve onun bir ifadesi olarak ön plana çıkar.